Bilpro Bilgi Teknolojileri
Bilpro İletişim Formu Bilpro Ana Sayfa
Bilpro Bilgi Teknolojileri   Bilpro Firma Profili Bilpro Hizmetler Bilpro Haber Bilpro Referanslar Bilpro İletişim  
Bilpro Bilgi Teknolojileri   Bilpro Bilgi Teknolojileri
Google SEO
WEB SİTESİ TASARIMI
GÖRSEL KİMLİK
  Bilpro Haberler
Bilpro Bilgi Teknolojileri Irving YALOM

Irving YalomIrving YALOM
Irving Yalom Kitapları için tıklayınız.
Irving Yalom DVD'leri için tıklayınız.
Irving Yalom Kişisel web sitesi için tıklayınız.

 Aşağıya alınan yazıda, Irving Yalom'un "The Theory and Practice of Group Psychotherapy" adlı eseri kaynak alınmıştır...

GRUP PSİKOTERAPİSİNDE DEĞİŞMEYE YOL AÇAN SAĞALTICI FAKTÖRLER

Bu yazıda, grup psikoterapisinde değişmeye yol açan faktörler, kişilerarası ilişkiler kuramı açısından, Irving Yalom'un "The Theory and Practice of Group Psychotherapy" kitabında kavramlaştırdığı biçimiyle ele alınarak gözden geçirilmekte ve özetlenmektedir.

Yalom, terapi yoluyla değişmenin son derece karmaşık bir süreç olduğunu ve içiçe geçmiş birçok insan deneyiminin karşılıklı etkileşimi yoluyla ortaya çıktığını belirtmektedir. Yalom, değişme yaratan ve karşılıklı etkileşen, yönlendirilmiş insan deneyimlerine sağaltıcı faktörler adını vermektedir.

Yalom, 11 sağaltıcı faktörden söz etmektedir:

1. Umut aşılama
2. Evrensellik
3. Bilgi paylaşımı
4. Altruizm
5. Birincil aile grubunun düzeltici yeniden kurulumu
6. Sosyalleşme tekniklerinin geliştirilmesi
7. Taklide dayalı davranış
8. Kişilerarası öğrenme
9. Grup birlikteliği
10. Katarsis
11. Varoluşsal faktörler

Bu yazıda, grup psikoterapisinde sağaltıcı faktörler, kişilerarası ilişkiler yaklaşımı açısından ele alınmaktadır. Bu çerçevede, "kişilerarası öğrenme" sağaltıcı faktörü öncelikle irdelenmektedir. Diğer sağaltıcı faktörler ise, kişilerarası öğrenme faktörünün işleyişine katkıları ve kişilerarası ilişkiler kuramıyla ilintileri çerçevesinde ele alınmaktadır.

KİŞİLERARASI ÖĞRENME

Yalom, kişilerarası öğrenmenin geniş çaplı ve karmaşık bir sağaltıcı faktör olduğunu belirtmektedir. Kişilerarası öğrenme faktörü hem bireysel terapideki içgörü, aktarım ve düzeltici duygusal deneyim gibi sağaltıcı faktörleri hem de grup ortamına özgü süreçleri temsil etmektedir. Bu yönüyle kişilerarası öğrenme aslında birçok sağaltıcı faktörlerle yakın ilişki içinde olan karmaşık ve zengin içerikli bir faktördür.

Kişilerarası İlişkilerin Önemi

Yalom, insan yaşamında kişilerarası ilişkilerin hayati rolü olduğunu belirtmektedir. İster evrimin geniş ve uzun perspektifinden yaklaşılsın ister bir bireyin gelişimsel süreci ele alınsın insan, içinde bulunduğu sosyal oluşum ile değerlendirilmek zorundadır. İnsanların, hatta insan olmayan yüksek primatların daima topluluk halinde yaşadıkları bilinmektedir. Bu toplu yaşamın en önemli özelliği, üyeler arasındaki yoğun, sürekli, kalıcı ilişkilerdir. Evrimin büyük penceresinden bakıldığında kişilerarası ilişkiler açıkça uyumla ilgilidir. Yoğun, olumlu, sürekli, ve karşılıklı kişilerarası ilişkiler olmaksızın ne bireylerin ne de türün yaşamı ve devamlılığı mümkün olamazdı. Örneğin Bowlby (Yalom, 1985), bağlılık (attachment) davranışının doğuştan varolduğunu söylemektedir. Flavell (1988), bebeğin doğuştan getirdiği bağlılık davranışını gösterebileceği işaretleri de sergilediğini belirtmektedir. Bu işaretler birincil bakıcının (annenin) dikkatini bebek üzerine yoğunlaştırmasına neden olur. Anne ile çocuk arasında yapısal olarak varolan bağın başka bir göstergesi de anne ve çocuk ayrıldığında her ikisinin de kayıp nesnenin arayışıyla birlikte süren yoğun bir kaygı yaşamasıdır. Eğer ayrılık uzun sürerse etkileri de güçlü olmaktadır.

Safran ve Segal (1990), ilk kişilerarası deneyimlere dayalı olarak gelişen bilişsel yapıyı kişilerarası şema olarak adlandırmaktadır. Kişilerarası şema, kişilerarası ilişkileri sürdürmeye hizmet eden bilgileri (ve bu bilgileri işleten mekanizmayı) içerir. Bu şema, hem kişilerarası durumlarla ilgili biliş ve duyguları hem de bunları izleyen davranışları yönlendirir. Safran ve Segal, tüm bilişsel yapıların kişilerarası ilişkileri sürdürme hedefine hizmet ettiğini vurgulamaktadır. Kişilerarası ilişkileri sürdürme güdüsü, biyolojik olarak varolan bağlılık/bağlanma güdüsüdür.

W. Goldschmidt (Yalom, 1985), geniş çaplı etnografik araştırmaların sonuçlarını şöyle özetlemektedir: "İnsan doğası gereği sosyal varoluşa bağlıdır, bu nedenle de kendi çıkarları ile bağlı bulunduğu grubun çıkarlarına hizmet etme arasında ikilem yaşar. Bu ikilemin çözümü, kişinin kendi çıkarının bulunduğu gruba bağlı olmakla en iyi biçimde korunacağı gerçeğindedir. Olumlu duygu ihtiyacı insan çevresinden tepki almaya duyulan istek demektir. Bu açlığa benzer bir his olarak düşünülebilir, ama daha fazla yayılmış bir histir. Değişik koşullarda bu ihtiyaç ilişkiye geçme, tanınma, kabul edilme, onaylanma ya da yetkinlik ihtiyacı olarak ortaya çıkabilir. İnsan davranışını incelediğimizde, insanın sadece bir araya toplanmış olmaktan dolayı sosyal sistemler içinde yaşamadığını ama topluluğun diğer üyelerinin kabulünü, onayını elde edecek şekilde davrandığını görmekteyiz."

Nicholas (1984) Maslow'un sözünü ettiği "korunma ve güvenlikte olma, ait olma, sevilme (affection), saygı görme, ve kendine güven hissetme" ihtiyaçlarına ek olarak kişinin kendini ifade edebileceği bir çevre, neşelenme ve kutlama, köklü olma ve güvenlikte olma, ve rahatlık ve yenilenme ihtiyaçlarını da eklemektedir. Nicholas'a göre terapiye gelen kişilerin pek azı duygu ve görüşlerin açıkça dile getirilmesinin desteklendiği ailelerden gelir. Yine birçok kişi yaşamlarının önemli anlarında (mezuniyet, evlenme vb.) ihtiyaç duydukları sevinci ve kutlamayı yaşamamışlardır. Kişilerin birçoğu kendilerini tanımlayabilecekleri ve kendi tarihçelerinde yer alan bir gruptan yoksundur. Dışarıdaki problemlerden uzaklaşarak rahatlık ve yenilenme olanağı bulunan bir ev/aile ortamı birçok hasta için eksik yaşantılar olarak kalmıştır. dahası ev/aile ortamı sıklıkla dışarıdan daha büyük bir stres kaynağı oluşturmuştur. Nicholas'ın söz ettiği yaşantıların eksikliği kişi için yaşamsal önemi olan kabul edilme, önem verilme, özen gösterilme gibi kişilerarası ihtiyaçlarının karşılanmaması demektir.

William James; "Biz sadece çevremizdeki diğerlerinin gözü önünde olmaktan hoşlanan canlılar değiliz, türümüz tarafından farkına varılmak, olumlu şekilde farkına varılmak isteyen, buna doğuştan eğilimli olan yaratıklarız. İnsan için toplumun tüm üyeleri tarafından ihmal edilmekten, tümüyle farkedilmeden bir kenarda bırakılmaktan daha büyük bir cezalandırma şekli düzenlenemez." demektedir (Yalom, 1985). Yalom, James'in sözlerinin zaman içinde yalnızlığın olumsuz etkilerinin belgelenmesiyle de desteklendiğini belirtmektedir. Örneğin ana ölüm nedeni ne olursa olsun ölüm oranı yalnız kişiler için daha yüksektir: bekâr, boşanmış ya da dul. Nicholas (1984), kendilerini yalıtılmış olarak gören kişilerin gerek fiziksel gerekse psikolojik hastalıklara daha açık olduklarını belirtmektedir. Dolayısıyla insanın insan ihtiyacı yalnızca fiziksel varlığı ve devamlılığı ile değil aynı zamanda psikolojik varlığı ve sağlıklılığı ile yakından ilişkilidir.

Kaynak:
http://www.sabanciuniv.edu/bagem/icc/tr/?Kaynaklar/grup.html



  Copyright © 2007 Bilpro Bilgi Teknolojileri
info@bilpro.com 
Toplam Ziyaret: 23089 |  Toplam Hit: 53684 |  Bugün: 27 |  Aktif: 5